Selçuk Yücel Kişisel Web Sayfasına Hoşgeldiniz!

VERGİNİN KONUSU

VERGİNİN KONUSU

GİRİŞ

Vergi, bir devletin ekonomik ve mali istikrarını sağlamak için aldığı, bireylerden ve kurumlardan cebri bir şekilde topladığı parasal değerlerdir. Kamusal hizmetlerin finansmanı, kamu borçlarının geri ödemesi gibi önemli ihtiyaçları karşılamak için vergi toplama yeteneği, devletin egemenlik gücünün bir yansımasıdır. Farklı toplumlarda vergi politikaları, ekonomik hedeflere, sosyal değerlere ve siyasi stratejilere bağlı olarak şekillenir. Buna bağlı olarak, vergi alım yöntemleri ve uygulamaları, toplumların vergiye olan ilgi ve tepkisini derinden etkileyen unsurlardır.

Vergi türleri, temel olarak konularına göre sınıflandırılır. Bu sınıflandırmada, gelir, servet ve servet transferi, ve harcamalar üzerinden alınan vergiler öne çıkar. Gelir üzerinden alınan vergi türleri, daha çok bireylerin ve kurumların ekonomik kazançlarına odaklanır. Modern ekonomilerde, bu tür vergiler genellikle gelir vergisi ve kurumlar vergisi olarak iki kategoriye ayrılır. Bu yapı, hem ülkemizde hem de dünya genelinde birçok ülkede benimsenmiştir. Ancak, vergilemenin doğru bir şekilde uygulanması, devletin ekonomik refahını ve sosyal adaleti destekleyen bir araç olarak kullanılmasını sağlar. Bu nedenle, vergi konusu, sürekli evrilen bir alan olup, bu alanda yapılan düzenlemeler, toplumun genel refahını doğrudan etkileyebilir.

Verginin konusu bu kadar önemli iken usul hukukumuzda tanımlanmamıştır. Verginin kanuniliği gereği her vergi kanunlarında verginin konusuna ilk hüküm olarak yer verilmektedir. Bu nedenle verginin konusu kavram olarak ele alınmaktadır. Konunun hukuksal gereği olarakta bazı vergi kanunlarının konuyu nasıl işlediği, ilgili kanunlar bağlamında özetlenmiştir.

VERGİNİN KONUSU

1.Kavram;

TDK Sözlüğünde Konu Kelimesin anlamı şöyle ifade ediliyor;

  1. isim ;Konuşmada, yazıda, eserde ele alınan düşünce, olay veya durum; bap, mevzu, süje:
    2. isim ;Üzerinde konuşulan şey; husus, laf, sermaye:

Konu kelimesi , mevzu ile eş anlamlıdır. Sözlükte dikkat edileceği gibi “Suje” kelimesine de yer verilmektedir. Konu kelimesi arapça aslı ise “mevzu” kelimesidir. Konu kelimesinin Arapça aslı olan “Mevzu” ise şöyle açıklanmaktadır.

Sözlükte “bir şeyi yere bırakmak, koymak, yukarıdan aşağı atmak” anlamındaki vaz‘ mastarı “vaz‘u şey’ alâ şey’” şeklinde kullanıldığında “arada hiçbir açıklık bırakmadan bir şeyi diğerine bitiştirip yapıştırmak” mânasına gelmektedir.(TDV İslam Ansiklopedisi)

Arapça vaz‘ kökünden gelen mevzû‘ kelimesi, üzerinde düşünülen ve söz konusu edilen maddî-mânevî her şey, her olay, duyularla algılanan ve işaretle gösterilen her nesne için, ayrıca ağızdan çıkan bir kelimenin anlam olarak karşılığının bulunduğunu ifade etmek üzere kullanılmaktadır. https://islamansiklopedisi.org.tr/mevzu--mantik

Klasik Mantık kurallarında Bir önerme ister tümel (küllî) ister tikel (cüz’î) ister olumlu (mûcibe) ister olumsuz (sâlibe) olsun onda iki terim bulunmak zorundadır; bunlardan birine mevzû (konu, özne), diğerine mahmûl (yüklem) denir.; günümüzde ise buna konu-yüklem veya özne-yüklem ilişkisi denilmektedir.

Görüldüğü gibi konu , mevzu ve özne dir. Her ikisi de konu kelimesi ile eş anlamlıdır. Nitekim Verginin Konusu kavramı , İngilizce olarak “Tax Subjeck” olarak kullanılmaktadır. Yani birebir çeviri yaparsak verginin öznesi, vergi kavramı karşılığı olarakta, verginin konusu olarak ifade edilmektedir. Yani verginin konusuna , verginin öznesi dir diyebiliriz. Özne ne ifade ederse aynı şey verginin konusu ifade eder.

Konu kelimesinin özellikleri ise kısaca şöyle söyleyebiliriz. Konu;

  • Genel tanıtıcı ve parçanın tamamını kapsar nitelikte olmalıdır,
  • Bir kişinin, bir ifadenin veya bir tartışmanın ana temasını veya ana temasını ifade eden bir terimdir,
  • Bir düşünceyi veya bir iletiyi iletmek veya tartışmak için seçilen ana başlık veya odak noktasıdır. Konu,
  • Bir yazının, bir konuşmanın veya bir sunumun merkezi veya temel unsuru olabilmelidir.
  • İletişimde ve düşünceyi organize etmede önemli bir rol oynar. Bir şeyin ne hakkında olduğunu veya ne hakkında konuşulduğunu anlamamıza yardımcı olur.

Verginin konusu, bir ülke veya bölge vergi sistemi altında hangi ekonomik birimler, gelirlerin veya varlıkların vergilendirileceği ve vergilendirmenin nasıl elde edileceği ile ilgili temel kavramdır.

Vergi kanunları genellikle vergi kavramlarını tanımlamaktadır. Ancak verginin konusunu terim ve kavram olarak genel bir tanım getirilmemiştir Verginin konusu , Türk Vergi hukukumuzda tanımlanmamakla birlikte, doktirinde tanımı yapılmıştır. Buna göre Verginin Konusu;

“Üzerine vergi konulan ve bu nedenle doğrudan ya da dolaylı bir şekilde verginin kaynağını oluşturan ekonomik unsurdur.”

Görüldüğü gibi vergi borcunun doğumuna neden olan ekonomik unsurlar verginin konusunu oluşturmaktadır. Kavram bu şekliyle genel ve soyuttur. Usul hukukunda genel bir tanım yapılmamakla birlikte kanun koyucu her vergi için konuyu belirtmeyi uygun bulmuştur. Çünkü verginin konusu, verginin temel öğelerindendir. Bu ise Verginin Kanuniliği ilkesinin gereğidir. Halihazırda vergi hukukumuzda konusu belli olmayan bir verginin konulması ve alınması mümkün değildir.

Verginin Konusu belirlenirken, konu kavramından hareket ederek şu kriterleri taşımasına dikkat edilmelidir.

  • Genel ve kapsayıcı olmalı,
  • sınırları aynı tanımın içerisinde belirlenmeli,
  • açık ve anlaşılır olmalıdır.
  • Soyut ifade tanımın sınırlarını aşacak nitelikte yorumlara yer vermemelidir.

Verginin konusu, verginin neyin üzerinden alınacağını belirten temel unsur olup yasa koyucu tarafından belirlenmedikçe ilgili unsur üzerinden vergi alınamaz. Verginin konusuna benzer diğer konular kıyas yoluyla vergilendirilemez. Bu vergilemede veya vergi hukukunda kıyas yasağı ilkesine tekabül eder. (https://vergidosyasi.com/2017/08/17/verginin-konusu-nedir/)

Verginin konusu yalnızca mal ya da hizmetlerle sınırlı değildir. Bir işlem, bir fiil, bir gelir, bir sermaye vb. verginin konusunu oluşturabilir. Yasa koyucu gerek görürse o güne kadar vergi ile hiç ilişkilendirilmemiş bir iktisadi unsur üzerinden vergi alınmasını öngörebilir. Tarih boyunca, bugün bize çok tuhaf gelebilecek şeyler verginin konusunu oluşturmuştur. Örneğin, İngiltere’de 1695 yılında bekarlar üzerinden Bekarlık Vergisi alınmıştır. Benzer bir vergi 1820 yılında A.B.D’nin Missouri eyaletinde yürürlüğe konmuştur. 1700’lü yıllarda Rus Çarı Deli Petro (Batılı kaynaklarda Büyük Petro olarak anılır), sakallı kişileri, arı kovanlarını, çizmeleri, hatta evlenme ve cenaze törenlerini vergilendirmiştir. Her vergi yasasının ilk maddeleri verginin konusunu düzenler. Vergiler genellikle isimlerini konularından alır.(https://vergidosyasi.com/2017/08/17/verginin-konusu-nedir/)

Türk vergi mevzuatımızda vergilerin her birinin, belirli ekonomik faaliyetleri ve işlemleri kapsadığı, bu kapsamın da verginin konusunu oluşturduğu tespit edilmiştir. Vergilendirme prensiplerine, mükellefiyet şartlarına ve vergiye tabi işlemlere dair belirlenmiş kuralların, mükellefler için rehberlik ettiği, aynı zamanda devletin gelir ihtiyaçlarını karşılamasına katkıda bulunduğu gözlemlenmiştir. Ancak, her vergi türünün kendine özgü nitelikleri ve karmaşıklıkları bulunmaktadır. Bu, mükellefler için netlik ve anlaşılabilirlik açısından zorluklar yaratabilir.

Aşağıda yer alan bölümlerde, Türkiye’nin çeşitli vergi türleri ve bu vergilere dair düzenlemeleri açısından, Özellikle Verginin Konusuna odaklanılmış, verginin konusu Gelir Vergisi, Kurumlar vergisi, Veraset ve İntikal Vergisi, Emlak Vergisi, Katma Değer Vergisi, Özel Tüketim Vergisi, Damga Vergisi ve Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi, Konaklama Vergisi gibi vergiler açısından ele alınmıştır.

  1. GELİR VERGİSİNİN KONUSU

1.1. Gelir Kavramı

Gelir, bir bireyin ekonomik kapasitesindeki artışı temsil eden temel bir kavramdır. Vergi hukukunda gelir kavramının anlaşılması için öne sürülen iki temel yaklaşım bulunmaktadır: "kaynak teorisi" ve "net aktif teorisi".

Klasik ekonomistlerden Herman, Gustav Cohn, Adolph Wagner ve diğerleri, "kaynak teorisi" kapsamında gelirin süreklilik prensibi üzerine vurgu yapmaktadırlar. Onlara göre, eğer bir gelir, sürekli bir gelir kaynağından türetiliyorsa, bu gelirin vergilendirme potansiyeli olduğu kabul edilmelidir. Bu yaklaşımın merkezine gelirin sürekli olup olmadığı konulmuştur (Akdoğan, 2021: 193). Öte yandan, George Schanz ve Prof. Hang’in savunduğu "net aktif teorisi", bireyin bir zaman dilimindeki servet artışını temel alır. Bu teoriye göre, belirli bir dönemde mükellefin servetinde gerçekleşen net artış, vergilendirilmeye uygun bir gelir olarak kabul edilmelidir. Ancak bu yaklaşımın, dönemsel servet değerlerinin doğru bir şekilde belirlenmesi gereksiniminden ötürü uygulamada karşılaşabileceği zorluklar bellidir (Akdoğan, 2021: 194).

Ne yazık ki, bu iki teori de kendi başlarına tam anlamıyla tatmin edici sonuçlar vermeye yetmemişlerdir. Bugün birçok ülkede, gelirin tanımında "kaynak teorisi" temel alınarak, "net aktif teorisi" ile bu tanım zenginleştirilmeye çalışılmaktadır. Ancak gelir, sürekli evrilen bir kavram olduğu için ülkeler, kendi hukuki sistemleri içerisinde geliri daha iyi tanımlayabilmek için farklı yöntemler ve düzenlemeler geliştirmekteyken, Gelir Vergisi Kanunu’nda da gelirin tanımı üzerine detaylı düzenlemeler bulunmaktadır. En son yapılan değişiklikle gelir, "bir gerçek kişinin bir yıl içerisinde elde ettiği net kazanç ve iratlar" olarak tanımlanmıştır.

Gelir, bireylerin ekonomik faaliyetleri sonucu elde ettikleri kazanımlardır. Vergi hukuku içerisinde gelir kavramını tanımlamak için bazı özel terimler kullanılmaktadır. Öne çıkan iki temel kavram, "kazanç" ve "irat"tır.

  • Kazanç: Genellikle emeğin, ya da emek ve sermayenin bir araya gelmesi sonucu elde edilen değer artışını temsil eder. • İrat: İse, sermaye varlıklarından - menkul veya gayrimenkul - sağlanan ekonomik getirileri ifade eder (Atabey, 2010: 28).

Gelir Vergisi Kanunu’nun 2. maddesi, geliri oluşturan bu kazanç ve iratları şu şekilde sıralar:

  • Ticari getiriler,
  • Tarımsal kazanımlar,
  • Maaşlar,
  • Serbest meslek getirileri,
  • Gayrimenkulden sağlanan iratlar,
  • Menkul değerlerden sağlanan iratlar,
  • Diğer çeşitli kazanımlar ve getiriler.

Ülkemizin tercih ettiği vergi yöntemi "üniter sistem"dir. Bu sistemde, bireylerin bir yıl içerisinde elde ettiği tüm kazanç ve iratlar toplu olarak vergilendirilir. Ancak Gelir Vergisi Kanunu’nun bazı maddeleri, bu genel uygulamadan birtakım istisnaları beraberinde getirir (Beyanname Düzenleme Kılavuzu, 2009: 3).

Kanunun 1. maddesi, gelir kavramını oldukça geniş bir perspektiften ele alırken, 2. madde spesifik gelir unsurlarını detaylandırır. Bu detaylandırma, 1. maddenin genel tanımını sınırlayıcı bir rol oynamaktadır. Özellikle tazminatlar gibi bazı kazanımlar, doğrudan 2. maddeye bağlı olarak vergilendirilme kararıyla karşılaşmaktadır. Ticari faaliyetler sonucu elde edilen tazminatlar vergilendirilirken, trafik kazası gibi olaylar sonucu elde edilen tazminatlar genellikle vergi dışı bırakılmıştır (Özbalcı, 2010: 54).

Sonuç olarak, vergi hukukunda gelir kavramını anlamak ve doğru bir şekilde uygulamak için hem genel tanımlara hem de spesifik detaylara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çerçeve, hem bireylerin haklarını korurken hem de devletin gelir ihtiyacını karşılamasını sağlar.

1.2. Gelirin Vergilendirilmesinde Temel Nitelikler

Gelir Vergisi Kanununun ilk iki maddesinde, vergilendirmenin temelini oluşturan gelirin ana nitelikleri belirgin bir şekilde sıralanmıştır.

1.2.1. Gelirin Bireyselliği

Gelir vergisi, özellikle bireylerin yani gerçek kişilerin gelirleri üzerinden alınan bir vergi türüdür. Medeni kanunla tanımlanmış olan gerçek kişi, hak ve borçların altında bulunan bireyleri ifade eder. Fakat, Vergi Usul Kanunu’nun 9. maddesine göre, bir bireyin gelir vergisi yükümlüsü olabilmesi için yaş veya medeni hakları kullanabilme durumu kritik değildir. Gelirin, kazanç ve iradın kaynağı olarak görülen gerçek kişi esas alındığında, bu gelir bireysel bir karakter kazanır (Özbalcı, 2010: 66). Genellikle, tüzel kişilerin gelirleri kurumlar vergisi kapsamında değerlendirilir. Ancak Gelir Vergisi Kanunu’nun 37/7. maddesi, bazı şirket tiplerinin ortaklarına gelir vergisi yükümlülüğü getirir. Kurumlar Vergisi Kanunu’na göre, bazı ortaklık yapılarındaki ortaklar da gelir vergisiyle mükellef tutulmuştur. Tüzel kişiliği bulunmayan bazı ortaklık yapıları, bu vergi yükümlülüğünü ortakları üzerinden taşır (Özbalcı, 2010: 68).

1.2.2- Gelirin Yıllık Olması

Gelir Vergisinin diğer önemli bir yönü, gelirin zaman bazında değerlendirilmesidir. Vergilendirme esnasında, bireylerin bir yıl içerisinde elde ettiği toplam gelir göz önüne alınır. Kanun, bir yılın temel ölçüt olarak takvim yılı olduğunu belirtir. Temel prensip, bir takvim yılı içerisinde elde edilen gelir üzerinden vergilendirme yapmaktır; ancak bazı özel durumlar bu kuralın dışında tutulmuştur. Örneğin:

  • Bazı bireylerin veya işletmelerin faaliyetlerine özgü özel hesap dönemleri bulunabilir. (GVK md. 92, VUK md. 174)
  • Bireyin vefatı ya da ülkeyi terk etmesi durumunda, vergilendirme o spesifik tarihe göre yapılır. (GVK md.92)
  • Uzun vadeli inşaat ve tadilat projeleri için, proje süresi bir yılı aşsa bile, gelirin tamamı proje tamamlandığında kazanılmış kabul edilir. (GVK md. 42)
  • Kaynakta kesinti yoluyla vergilendirilen bazı gelir türleri için de özel hükümler bulunabilir. (GVK md. 108)

Bu kurallar, gelirin zaman içindeki dağılımını ve vergilendirilme sürecini daha iyi anlamak için esastır.

1.2.3. Gelirin Gerçek ve Net Olması

Vergi matrahı olarak dikkate alınacak gelirin otantik ve net bir değeri olmalıdır. Otantik gelir, vergilendirmenin spekülatif verilere dayanmaksızın gerçekleşen gelir üzerinden gerçekleştirilmesini belirtir. Net gelirin kavramı, gelirin kazanılması aşamasında toplam brüt gelirden karşılanan harcamaların çıkarılmasının ardından kalan miktarın vergilendirmeye konu edilmesiyle ilgilidir. Ortalama gelir marjı, temel tarımsal kazanç, varlık beyanı, harcama bildirimi gibi vergi risk yönetimi yaklaşımları da gelirin otantik ve net miktarıyla ilgili bazı varyasyonları temsil eder.

1.2.4. Gelirin Kazanılmış Olması

Geliri kazanma, gelir vergisinde asıl yükümlülüğü başlatan faktördür. Bu yüzden belirli bir gelir kaleminin ne zaman kazanıldığının tanımlanması kritiktir. Vergi yasalarında kazanma eyleminin spesifik bir tanımı bulunmamaktadır. Gelir Vergisi Kanununda kazanma eylemi, vergilendirilecek gelir türüne bağlı olarak değişik kriterlere dayanır. Genel anlamda, "kazanma" gelirle ilişkilendirilen kâr ve gelirler üzerinde yasal ve ekonomik kontrol imkanını tanımlar (Beyanname Düzenleme Kılavuzu, 2009: 4). Eğer bir birey sahip olduğu geliri başkasına transfer edebiliyor, bu gelirle ürün veya hizmet satın alabiliyor veya borçlarını kapatabiliyorsa, gelirini kazanmış kabul edilir. Gelir Vergisi Kanununun gelirle ilgili maddeleri temel alındığında, gelirin kazanılması süreci dört aşamada ele alınabilir (Atabey, 2010: 29).

Bu Faktörler;

  • Tahakkuk: Gelir, ilk olarak istikrar kazanır. İstikrar, gelirin doğası ve miktarının belirli hale geldiği anlamına gelir. Bu, gelir yaratıcı olayın tam anlamıyla gerçekleşmiş olması için gereklidir.
  • Hukuki Tasarruf: Gelirin yasal olarak talep edilebilir hale gelmesi sürecidir. Yasal talep hakkının doğması için belirlenen ödeme süresinin ya da vadenin sona ermiş olması şarttır. Örneğin, belirli bir dönemde çalışan bir personelin maaşı, o döneme ilişkin olarak hesaplanır (Özbalcı, 2010: 69).
  • Ekonomik tasarruf: Geliri ödeyecek tarafın, gelirin sahibine sunumuyla ilgilidir. Sunulabilirlik, gelirin talep edildiğinde ödenebilir olmasını ifade eder. Ekonomik kontrolün her zaman var olduğunu kanıtlamak zordur, bu nedenle genellikle yasal kontrol ile ekonomik kontrolün aynı anda var olduğu varsayılır. Bu iki ilke birbiriyle örtüşmektedir.
  • Fiili Tasarruf: Gelirin, nakit ya da eşdeğerde, somut bir değer ya da soyut bir varlık olarak sahibinin varlıklarına katılması sürecidir. Gerçek kontrol, yasal ve ekonomik kontrolün ardından gelen son adımdır.

Gelir Vergisi Kanunu’nun 2. maddesinin özeti şu şekildedir:

  • Ticari ve tarımsal kazançta istikrar ilkesi geçerlidir. Gelirin doğası ve miktarının belirlenmiş olması, kazancın elde edilmiş kabul edilmesi için yeterlidir.
  • Serbest meslek geliri ve gayrimenkul geliri için kazanç, gerçek kontrol ilkesine dayanır. Tahsilat ilkesi esastır. Kazanç, elde edilmiş kabul edilmek için tahsil edilmiş olmalıdır.
  • Diğer gelir faktörlerinde elde edilen kazanç, "yasal ve ekonomik kontrol" ilkesine dayandırılır. Kazancın gerçekleştiğini kabul etmek için yasal ve ekonomik kontrol imkânının mevcut olduğunu kabul etmek esastır.

 

  1. KURUMLAR VERGİSİNİN KONUSU

Kurumlar vergisi, tıpkı gelir vergisinde olduğu gibi, gelir üzerinden alınan bir vergidir. Ancak, gelir vergisi bireysel gelirleri esas alırken, kurumlar vergisi kurumsal kazançları esas alır. Kurumsal kazanç, gelir vergisi kapsamındaki gelir bileşenlerinden meydana gelir. Şu kurumlar ve kazançları kurumlar vergisine tabidir:

  1. a) Sermaye Şirketleri: Anonim, limited ve sermayesi paylara ayrılmış komandit şirketler, Türk Ticaret Kanunu gereğince kurulmuştur. Bu kapsamda, Sermaye Piyasası Kurulu tarafından denetlenen fonlar ve bu fonlara benzer yabancı fonlar da kapital şirketi olarak değerlendirilir.
  2. b) Kooperatifler: Kooperatifler Kanunu ya da diğer özel kanunlar altında oluşturulan kooperatifler, ayrıca bu kooperatiflere benzer yabancı ortaklık yapılarını kapsar.
  3. c) İktisadi Kamu Kuruluşları: Devlete, ilgili yerel yönetimlere, belediyelere ve diğer kamu birimlerine ait olan ve sürekli ticari, endüstriyel ve tarımsal faaliyetlerde bulunan işletmeler bu kategoriye girer.
  4. d) Dernek veya Vakıflara Ait İktisadi İşletmeler: Dernek ve vakıfların sahip olduğu veya bu kuruluşlara bağlı olan, sürekli ticari, endüstriyel ve tarımsal faaliyet gösteren işletmeler bu başlık altında toplanır. Sendikalar dernek; topluluklar vakıf olarak kabul edilir. Ekonomik devlet organları ve sosyal oluşumların ekonomik faaliyetleri, kar amacı gütmemeleri veya bağımsız muhasebe veya sermaye yapılarına sahip olmamaları durumunda da mükellef olabilirler.
  5. e) İş ortaklıkları: Kurumların, şahıs ortaklıkları veya bireylerle birlikte belirli bir projeyi gerçekleştirmek ve karını paylaşmak için oluşturduğu iş birlikleridir. Bu, ortak girişim veya konsorsiyum şeklinde olabilir. Bu birliklerin tüzel kişiliklerinin bulunmaması, mükellefiyetleri etkilemez. İş ortaklığı adı altında kurumlar vergisi mükellefi olunabilmesi için, ortaklardan en az birinin kurumlar vergisi mükellefi olması şarttır.
  6. SERVET ÜZERİNDEN ALINAN VERGİLER

Vergi alanında, bazı vergiler servet üzerinden alınır; bu vergilere örnek olarak emlak vergisi, motorlu araçlar vergisi ve miras ile geçiş vergileri verilebilir.

3.1. Motorlu Taşıtlar Vergisi (MTV)

Motorlu Taşıtlar Vergisi’ni (MTV) ele alan 197 numaralı kanun, 23.2.1963 tarihinde 11342 numaralı Resmi Gazete’de duyurulmuştur. Not: Vergi çeşitlerimiz arasında yalnızca MAV için belirlenmiş spesifik bir yöntem bulunmaktadır.

MTV’nin Odaklandığı Alanlar

  • Karayolları Trafik Yönetmeliği’ne uygun olarak trafik birimlerine kaydedilen motorlu kara taşıtları,
  • Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü tarafından tescil edilen uçak ve helikopterler.

3.2. Veraset ve İntikal Vergisi (VİV)

Veraset ve intikal vergisini (VİVkonusunu ele alan 7393 numaralı Veraset ve intikal Vergisi Yönetmeliği, 12.5.1960 tarih ve 10452 numaralı Resmi Gazete’de ilan edilmiştir.

Türkiye sınırları içerisinde yaşayan bireylerin sahip olduğu varlıklar ya da Türkiye’de bulunan varlıkların miras yoluyla veya başka herhangi bir şekilde bedelsiz olarak bir bireyden diğerine geçişi Veraset ve intikal vergisi kapsamındadır. Bu vergi, Türkiye’de yaşayan bireylerin yurtdışında benzer yöntemlerle edindikleri varlıkları da kapsar. Türkiye’de yaşayan bir bireyin Türkiye sınırları dışında bulunan varlığını miras yoluyla veya diğer bedelsiz yöntemlerle edinen ve Türkiye’de bir ikameti olmayan yabancı birey bu vergiye tabi değildir.

Bedelsiz Geçiş: Bir şeyin hediye olarak veya başka bir şekilde bedelsiz edinilmesini tanımlar. Karşılığında maddi veya manevi bir zarar olmadan alınan tazminatlar bedelsiz olarak kabul edilmez.

3.3. Emlak Vergisi

Gayrimenkul vergilendirmesini içeren, 18.9.1972 tarih ve 13782 numaralı Resmi Gazete’de ilan edilmiştir. Gayrimenkul vergisi, aslen bir merkezi vergi olmasına rağmen, toplama görevi 1987 yılından itibaren yerel idarelere devredilmiştir. Bu vergi, yapı vergisi ve toprak vergisi olmak üzere iki kategoriye ayrılmaktadır. Bu vergilendirme, belediyelerin gelir kaynaklarından biri olup, şehirlerin altyapı ve hizmet gelişimine katkı sağlar. Gayrimenkul sahiplerinin, belirlenen zaman dilimlerinde ödeme yükümlülüğü bulunmaktadır.

 

  1. DOLAYLI VERGİLER

4.1. Katma Değer Vergisi (KDV)

Katma değer vergisini (KDV), Türkiye’de belirli ürün ve hizmetler üzerinden alınan bir vergidir. 4080 numaralı Katma Değer Vergisi Kanunu kapsamında, 3.10.1995 tarihinde 20458 sayılı Resmi Gazete’de ilan edilmiştir. Bu yönetmelik, 1.1.1996’da yürürlüğe girmiştir.

Türkiye’de belirli işlem türleri ÖTV kapsamına dahildir:

  • Endüstriyel, tarımsal ve serbest meslek kapsamında sunulan ürün ve hizmetler. (Depozito ve kiralama dışında, değiş tokuş işlemleri dahil.)
  • Çeşitli ürünlerin ve hizmetlerin ithal edilmesi. (Bu aşamada, ithalatta ÖTV’nin yanı sıra gümrük vergisi, rıhtım ücreti gibi ek masraflar olabilir.)
  • Şunlardan doğan diğer işlemler:
  1. İletişim hizmetleri: telefon, faks, internet, radyo ve televizyon yayınları. b. Şans oyunları, piyangolar ve benzeri etkinlikler.
  2. Profesyonel sanatçı ve sporcuların katılımıyla düzenlenen etkinlikler ve gösteriler.
  3. Açık artırma ve gümrük antrepo satışları.
  4. Petrol, doğalgaz ve türevlerinin boru hatlarıyla nakli.
  5. Belirli malların ve hakların kiraya verilmesiyle ilgili işlemler.

4.2. Özel Tüketim Vergisi (ÖTV)

Özel tüketim vergisi (ÖTV) ile ilgili düzenlemeler 4930 sayılı Tüketici Ek Vergisi Yönetmeliği kapsamında 18.7.2004 tarih ve 25645 sayılı Resmi Gazete’de ilan edilmiştir.

ÖTV’nin Uygulama Alanı şunlardır:

  1. Ek A’da belirtilen enerji ürünlerinin ithal edilmesi ya da üreticileri tarafından piyasaya sürülmesi,
  2. Ek B’de belirtilen motorlu araçların ilk alımı ve kayıta tabi olanların kaydedilmesi,
  3. Ek B’de yer alan kayıta tabi olmayan ürünler ile Ek C ve Ek D’de sıralanan ürünlerin ithalatı ya da üretilen veya inşa edilenlerin piyasaya sunumu,
  4. Ek A, Ek C ve Ek D’de listelenen ürünler ile Ek B’deki kayıta tabi olmayan ürünlerin tüketici ek vergisi alınmadan önce açık artırma ile satışı, Bu işlemler, bir kereye mahsus olmak üzere tüketici ek vergisi kapsamında değerlendirilir.

Vergilendirme için gerekli olan olaylar; (i) Malın alıcısına aktarılması ya da ilk defa edinilmesi durumunda gerçekleşen bu transfer, (ii) Malın alıcısına ulaşmadan önce belgelerin düzenlenmesi durumunda, bu belgelerle belirtilen miktar kadarın teslimi, (iii) Bir malın kademeli olarak transferi sıradan bir durumsa veya bu şekilde anlaşma sağlanmışsa, her bir aşamanın tamamlanması, (iv) Aracılar aracılığıyla ya da konsinye yöntemiyle gerçekleşen satışlarda ürünlerin nihai alıcısına ulaştırılması, (v) Dış alımlarda, 4458 numaralı Dış Ticaret Yönetmeliği uyarınca gümrük yükümlülüklerinin başlaması ve bu kapsamda vergiye tabi olmayan işlemlerde gümrük beyannamesinin onaylanmasıdır.

4.3. Damga Vergisi

Damga vergisinin temel prensipleri 488 numaralı Damga Vergisi Yönetmeliği ile düzenlenmiştir ve bu yönetmelik, 11.7.1964’te 11751 numaralı Resmi Gazete’de ilan edilmiştir.

Yönetmelikte belirtilen (1) numaralı listede sıralanan belgeler damga vergisinin kapsamına girer. Yönetmelikte belge kavramı, yazılı ve imzalı ya da imza yerini alabilecek işaretlerle oluşturulan ve bir konuyu doğrulamak veya belirtmek amacıyla sunulabilecek dokümanları kapsar. Bunun yanı sıra, elektronik imza kullanılarak dijital ortamda oluşturulan evraklar da bu tanıma dahildir. Yurt dışında ya da Türkiye’deki yabancı diplomatik temsilciliklerde hazırlanan belgeler, Türkiye’deki resmi kurumlara sunulduğunda, üzerlerine transfer ya da endorse işlemi yapıldığında veya başka bir şekilde bu belgelere dayanılarak hak talep edildiğinde vergilendirilirler.

4.4. Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV)

Gider Vergisi Kanunu’nun ikinci kısmında, banka ve sigorta işlemlerine dair özel bir bölüm bulunmaktadır.

Finansal Kiralama Kanunu kapsamındaki faaliyetler dışında, banka ve sigorta şirketlerinin gerçekleştirdiği her türlü işlem sonucunda elde ettikleri gelirler, ne ad altında olursa olsun, banka ve sigorta muameleleri vergisine dahildir. İster nakit isterse hesapla alınan bu gelirler, belirtilen vergi kapsamında değerlendirilir.

Banker olarak faaliyet gösterenlerin bankacılık işlemleri ve sunduğu hizmetler karşılığında elde ettiği gelirler de bu vergiye tabidir. Kredi sağlama, yani borç verme işlemi yapanlar ve belirtilen işlemleri sürekli olarak yürütenler banker kategorisinde değerlendirilir, bu kapsamda elde edilen kazançlar da vergilendirilir. Ancak, sadece altın ticareti yapan bir kişi banker olarak nitelendirilmez. Banker tanımına girebilmek için, özellikle kredi sağlama ve bu faaliyeti sürekli bir iş olarak sürdürme koşulu aranır.

4.5. Konaklama Vergisi

Genel olarak bu Konaklama Vergisi hizmet sunumu nedeniyle yapılan harcamaları vergilendiren bir dolaylı vergi olarak karşımıza çıkmaktadır. Konaklama Vergiside harcamalar vergisi kapsamında olup, adınıda Verginin Konusundan almaktadır.

Konaklama Vergisini düzenleyen, 6802 sayılı Kanun, Konaklama Vergisinin konusunu 34 üncü maddesinin birinci fıkrasında şöyle tanımlanmaktadır;

“Konaklama vergisinin konusunu, otel, motel, tatil köyü, pansiyon, apart otel, misafirhane, kamping, dağ evi, yayla evi gibi konaklama tesislerinde verilen geceleme hizmeti ile bu hizmetle birlikte satılmak suretiyle konaklama tesisi bünyesinde sunulan diğer tüm hizmetler (yeme, içme, aktivite, eğlence hizmetleri ve havuz, spor, termal ve benzeri alanların kullanımı gibi) oluşturur. Geceleme hizmetinin; sağlıklı yaşam tesisleri, eğlence merkezleri gibi tesislerin bünyesinde sunulması, vergilendirmeye etki etmez.”

SONUÇ

Türkiye’nin vergi sistemi, birçok farklı vergi türünü ve bu vergilere dair mevzuatı içermektedir. İncelenen vergi türleri arasında Veraset ve İntikal Vergisi, Emlak Vergisi, Katma Değer Vergisi, Özel Tüketim Vergisi, Damga Vergisi ve Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi bulunmaktadır. Her bir verginin, belirli bir konu üzerinde odaklandığı ve bu konuların, vergilendirme prensiplerini, mükellefiyet şartlarını ve vergiye tabi tutulan işlemleri tanımladığı gözlemlenmiştir.

Bu çeşitlilik, ekonomik faaliyetlerin geniş bir yelpazede vergilendirilmesini sağlar ve devletin gelir elde etmesine katkıda bulunur. Ancak, bu çeşitlilik aynı zamanda vergi mükellefleri için karmaşıklıklar da yaratabilir. Bu nedenle, vergi mevzuatının ve uygulamalarının sürekli olarak gözden geçirilmesi, güncellenmesi ve sadeleştirilmesi gerekmektedir.

Verginin konusunun belirgin ve net olması, mükelleflerin hak ve yükümlülüklerini tam olarak anlamalarını ve vergi yükümlülüklerini doğru bir şekilde yerine getirebilmelerini sağlar. Ayrıca, vergi mevzuatındaki belirsizliklerin ve karmaşıklığın giderilmesi, vergiye uyum oranını artırır ve vergi gelirlerinin tahsilatında etkinlik sağlar.

Verginin Konusu belirlenirken, konu kavramından hareket ederek şu kriterleri taşımasına dikkat edilmelidir. Genel ve kapsayıcı olmalı, sınırları aynı tanımın içerisinde belirlenmeli, açık ve anlaşılır olmalıdır. Soyut ifade tanımın sınırlarını aşacak nitelikte yorumlara yer verecek belirsiz ifadelerden kaçınılmalıdır.

Son olarak, incelenen vergi türlerinin her biri, ekonomik faaliyetlerin farklı yönlerini yansıttığı için, bütünsel bir vergi politikası oluşturma sürecinde bu türlerin birbiriyle uyumlu olmasına özen gösterilmelidir. Bu, hem vergi adaletini sağlar hem de ekonomik faaliyetler üzerinde olumsuz bir etkisi olmaksızın devletin gelir ihtiyaçlarını karşılamasına yardımcı olur.

 

KAYNAKÇA

193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu

197 Sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu

210 Seri No’lu Gelir Vergisi Genel Tebliği

213 Sayılı Vergi Usul Kanunu

3226 Sayılı Finansal Kiralama Kanunu

4080 Numaralı Katma Değer Vergisi Kanunu

4722 Sayılı Türk Medeni Kanunu

488 Numaralı Damga Vergisi Yönetmeliği

4930 sayılı Tüketici Ek Vergisi Yönetmeliği

5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu

7393 numaralı Veraset ve İntikal Vergisi Yönetmeliği

TDV İslam Ansiklopedisi

Akdoğan, A. (2021). Kamu Maliyesi, Gazi Kitabevi, Ankara.

Atabey, T. (2010). Gelir Vergisi Rehberi, Vergi Sorunları Dergisi Özel Ek, İzmir.

Beyanname Düzenleme Kılavuzu. (2009). Hesap Uzmanları Derneği, İstanbul.

Emlak Vergisi Kanunu Genel Tebliği (Seri No: 82).

Özbalcı, Y. (2010). Gelir Vergisi Kanunu Yorum ve Açıklamaları, Oluş Yayıncılık, Ankara.

.(https://vergidosyasi.com/2017/08/17/verginin-konusu-nedir/