Selçuk Yücel Kişisel Web Sayfasına Hoşgeldiniz!

VERGİLEMEDE KANUNİLİK İLKESİ

 

 

VERGİLEMEDE KANUNİLİK İLKESİ

Giriş

Vergileme sürecinde uygulanan temel ilkelerden biri olan “Vergilemede Kanunilik İlkesi”, modern hukuk devletlerinin vazgeçilmez unsurlarından biridir. Bu ilke, devletin vergilendirme yetkisinin kullanımını, adil ve şeffaf bir çerçevede düzenler. Temel olarak, vergilerin, resimlerin, harçların ve benzeri mali yükümlülüklerin yalnızca yasalarla konulabileceğini, değiştirilebileceğini ve kaldırılabileceğini ifade eder.

Vergilemede kanunilik ilkesinin temel amacı, vergi mükelleflerinin haklarını korumak ve devletin vergilendirme yetkisini keyfi olarak kullanmasının önüne geçmektir. Bu ilkenin tarihsel kökenleri, bireyin mali özgürlüğünü ve mülkiyet hakkını koruma çabalarına dayanır. Tanzimat Fermanı’ndan günümüz anayasalarına kadar Türk hukuk sistemi içerisinde bu ilkenin evrimi, vergilendirme uygulamalarının nasıl daha adil ve öngörülebilir hale geldiğini gösterir (Özçelik, 2008).

Bu çalışma, “Vergilemede Kanunilik İlkesi”nin tarihsel gelişimini, anayasal temellerini ve günümüzdeki uygulamalarını ele alarak, ilkenin Türk Vergi Hukuku’ndaki yerini ve önemini detaylı bir şekilde inceleyecektir.

           Yazımızın ilerlemesinde “kanunilik” terimi ile “yasallık” terimi aynı anlamda kullanılmıştır. Çoğu alıntı ve yorumlarımızda aynı anlam verildiğine dikkat çekmek istedik.

  1. Vergilemede Kanunilik İlkesinin Anlamı

Yasallık ilkesi, ilk olarak ceza hukuku alanında ortaya çıkmış ve zaman içinde kamu hukukunun geneline yayılmış bir prensiptir. Suç ve cezalarla birlikte, bu ilkenin uygulanma alanlarından biri de vergileme olmuştur. Zira vergi, bireylerin mal varlığı, emek ve geçim kaynakları ile doğrudan ilişkilidir. Hukuk devletinde, yasallık ilkesi, her alanda olduğu gibi, vergileme alanında da yasalarca kabul edilen temel bir ilkedir (Dönmezer, 1994).

Bireylerin yaşamlarına anlam katmaları ve değerlerini gerçekleştirebilmeleri, öncelikle varlıklarının korunup güvence altına alınmasına bağlıdır. Bu bağlamda, kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi, temel hakları arasındadır. Vergilerin kanuniliği ilkesi, vergilendirme yetkisinin yasama organı tarafından kullanılmasını gerektirir ve herhangi bir vergi alınabilmesi için öncelikle kanuni bir dayanağın olması şarttır (Özçelik, 2008).

Vergi, devletin kamu hizmetlerini finanse etmek amacıyla topladığı ekonomik bir değerdir ve mükelleflerin ödeme güçleri dikkate alınarak toplanmalıdır (6). Tarihsel süreçte, vergileme yetkisinin toplumun iradesini yansıtan kurumlar tarafından kullanılmasının sağlanması, vergilemede keyfiliğin önlenmesi açısından kritik bir öneme sahiptir. Günümüzde vergi yükümlülükleri, yalnızca yasalarla belirlenir ve yönetimsel kararlarla kişilere mali yükümlülükler getirilemez. Çünkü vergi işlemlerini düzenleyen yasal çerçeve, hukuki güvenliği temin eder ve bu da hukuk devletinin temel bir unsuru olur (Anayasa Mahkemesi Kararı, 1993).

Verginin yasallığı ilkesi, demokratik süreçlerin bir sonucu olarak, uzun bir tarihi süreçte mevcut anayasal konumunu kazanmıştır (7). Bu ilke, vergi koyma yetkisinin yalnızca parlamentoya ait olduğunu ve bu yetkinin devredilemez olduğunu belirtir. Vergisel konular, yalnızca yasaların belirlediği çerçevede ele alınabilir ve bu, vergileme prensiplerinin, vergiden beklenen fonksiyonların gerçekleştirilmesi için vergilerin seçiminde, tekniklerinde ve uygulanmasında göz önünde bulundurulması gereken hususları ifade eder (Evren, 2011).

Vergi yasallığı ilkesi, hukuk devletinin temel ilkelerinden biri olarak kabul edilir ve bu ilke, vergilendirmenin adil ve şeffaf bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlar. Anayasa’nın 73. maddesi, vergilerin yalnızca yasalarla konulabileceğini ve değiştirilebileceğini belirterek, bu ilkenin temelini oluşturur. Vergi, devletin ekonomik ve sosyal politikalarını şekillendirmede önemli bir araç olmakla birlikte, bireylerin temel hak ve özgürlüklerine müdahale edebilecek güçlü bir etkiye sahiptir (Evren, 2011).

Vergi yasallığı ilkesi, bireylerin çalışma, sözleşme yapma özgürlüğü, mülkiyet ve miras hakları gibi temel haklarının korunmasını amaçlar. Bu ilke, devletin ekonomik müdahalelerinde belirli sınırların olmasını ve vergi yükümlülüklerinin keyfi olarak değil, hukuka uygun bir şekilde belirlenmesini gerektirir. Mali hukukta yasallık ilkesinin uygulanması, yasama ve yürütme organlarının faaliyetlerinin yargısal denetime açık olmasını ve idarenin mali sorumluluğunun net bir şekilde tanımlanmasını içerir (Çağan, 1980).

Devlet ve mükellefler arasındaki ilişkide, vergi yasallığı ilkesi, adaletli bir denge kurulmasında kilit bir role sahiptir. Vergi, resim, harç gibi mali yükümlülüklerin, yasal bir dayanağa sahip olması ve anayasal ilkelerle uyumlu olması gerekmektedir. Bu ilke, aynı zamanda demokratik mücadelenin bir ürünü olarak, vergi koyma yetkisinin parlamentoya ait olduğunu ve bu yetkinin devredilemez olduğunu vurgular (Kırman, 2005).

Vergilendirme sürecinde, vergi yükümlülüklerinin yasalarla açık bir şekilde tanımlanması, mükelleflerin haklarının korunması ve vergi adaletinin sağlanmasında önemli bir faktördür. Vergi matrahı, oranı, tarh ve tahakkuk gibi unsurların yanı sıra, muaflık, indirim ve istisnalar da yasalarla belirlenmelidir. Bu unsurlar, vergi yükünün adil ve dengeli bir şekilde dağıtılmasını sağlama ve mali güce göre vergilendirmeyi gerçekleştirme amacına hizmet eder (Çağan, 1980).

  1. Verginin Kanunilik İlkesinin Önemi ve Uygulaması

Vergilendirme yetkisi, temel olarak yasama organının sorumluluğundadır. Bu, vergilerin sadece kanunla belirlenebileceği, yürütme ve yargı organlarının bu konuda yetkili olmadığı anlamına gelir. Vergilerin kanunla konulma ilkesi, keyfi ve takdiri uygulamaları engelleme amacına hizmet eder. Dolayısıyla, vergi hukukunun tüm yükümlülüklerini, vergi hesaplama ve tahsilatını düzenleyen kurallar, sadece yasalarla belirlenebilir ve yazılı hukukun dışında bir kaynaktan türetilmez (Evren, 2011).

Anayasa Mahkemesi’nin tutarlı görüşüne göre, anayasanın mali yükümlülüklerin kanunla belirlenmesi gerektiğini düzenlerken amaçladığı, keyfi ve sınırsız uygulamalara izin verilmemesinin sağlanmasıdır. Vergilendirme alanında keyfilikten kaçınma ve adaleti sağlama amacına ulaşmak için, vergilendirme yetkisinin sadece kanunla getirilmesi yeterli olmayıp, verginin genel ve eşit olması, belirli ve öngörülebilir olması gibi ilkelere de uygun olması gerekmektedir (Güneş, 2014).

Vergi yasallığı ilkesi, hukuk devletinin ayrılmaz bir parçasıdır ve vergi mükelleflerinin ne kadar vergi ödeyeceklerini önceden bilmeleri, sosyal, ekonomik ve hukuki kararlarını bu güven üzerine inşa etmelerini sağlar. Bu, potansiyel risklerin yönetilmesi ve gelecekteki iş kararlarının sağlam bir temelde alınmasını mümkün kılar.

Vergilemede kanunilik ilkesi, vergi düzenlemelerinin hem şekil hem de içerik olarak kanunla yapılmasını zorunlu kılar. Şekil açısından kanun, yasama organının belirli bir usule göre kabul edip yayımladığı yasal düzenlemeleri ifade ederken, içerik açısından kanun, genel, soyut ve kişisel olmayan hukuk kurallarını içerir. Yasama organı, belirli kişi veya gruplara özel vergi yükümlülükleri getiremez (Evren, 2011).

Vergilendirme yetkisinin yasama organı tarafından kullanılması, “halkın kendi iradesiyle kendini vergilendirmesi” ilkesine dayanır ve bu, demokratik hukuk devleti ilkesiyle uyumludur. Yasallık ilkesi, vergilerin sadece yasama meclisi tarafından konulması, değiştirilmesi ve kaldırılması gerektiğini belirleyerek, erkler ayrılığı ilkesini destekler (Evren, 2011).

Vergi kanunları, yükümlülükler, verginin konusu, matrahı, oranı, ödeme zamanı ve vergiyi doğuran olaylar gibi detayları açıkça belirtir. Vergi kanunları aracılığıyla devlet ile bireyler arasında oluşan kamu hukuku ilişkisi, sadece bir alacak-borç ilişkisinden ibaret değil, aynı zamanda ödev ilişkisini de içerir. Eğer bir mali yükümlülük yasada yeterince çerçevelenmemişse, keyfi uygulamalara ve temel hakların zedelenmesine yol açabilir. Bu nedenle, vergi kanunlarının, temel unsurlarını açıkça belirleyerek ve yasalarla düzenlenmesi esastır (Güneş, 2014).

Anayasa Mahkemesi’nin kararlarında da vurgulandığı üzere, her türlü mali yükümlülüğün kanunla belirlenmesi, keyfi uygulamaları engelleme amacına hizmet eder. Mali yükümlülüklerin, vergilendirme sürecinin ayrıntılı ve belirgin bir şekilde yasalarla düzenlenmesi, hukuk devleti ilkesinin korunmasında temel bir rol oynar (23).

Sonuç olarak, vergilemede kanunilik ilkesi, vergi düzenlemelerinin adil, şeffaf ve öngörülebilir bir şekilde yapılmasını sağlar, mükelleflerin haklarını korur ve demokratik hukuk devletinin temel bir ilkesini oluşturur. Bu ilke, vergi hukukunun ve genel olarak hukuk devletinin sağlam temeller üzerine inşa edilmesini sağlar.

2.1. Birey Yönünden Vergilerin Kanuniliği İlkesi

“Vergisiz Temsil Olmaz” ilkesi, vergilendirmenin yasal temele dayanması gerektiğini vurgular. Bu ilke, vergi mükelleflerinin temsil edildikleri yasama organları aracılığıyla vergilendirme sürecine katılımını ifade eder. Demokrasinin temel bir unsuru olarak, vergilerin ancak halkın seçtiği temsilcilerin bulunduğu parlamentolar tarafından yasalaştırılması gerektiğini belirtir. Bu sayede, bireylerin mali yükümlülükler konusunda söz sahibi olmaları ve kamu harcamalarının finansmanı konusunda karar verme sürecine dahil olmaları sağlanır (Evren, 2011).

Parlamentoda yapılan açık tartışmalar ve görüşmeler, vergi yasalarının kamuoyu denetimine açık olmasını ve özgürlüklerin sınırlanmasının toplumun genel kabulüne dayanmasını garanti eder. Bu, vergi yükünün adil bir şekilde dağıtılmasını ve toplumun çoğunluğunun görüşlerini yansıtan kararların bir sonucu olarak kabul edilmesini sağlar (Evren, 2011).

Roma döneminden günümüze, mülk sahipleri ve iktidar ilişkileri bağlamında vergilendirme pratiklerinde pek çok değişiklik yaşanmıştır. Ancak temelde, vergilendirme yetkisinin halkın temsilcileri tarafından kullanılması gerektiği ilkesi değişmemiştir. Uluslararası finans kuruluşlarıyla ilişkiler ve vergi politikalarındaki esneklikler, temsil ilkesinin modern çağda da sürdürülmesinin önemini vurgular (Saban, 2021).

“Yasasız Vergi Olmaz” ilkesi, “Vergisiz Temsil Olmaz” ilkesinin bir uzantısıdır ve vergilendirmenin sadece yasama organının yetkisinde olduğunu belirtir. Bu, vergi yasalarının toplumun genelini bağlayıcı, soyut, genel ve sürekli hükümler içermesi gerektiğini ifade eder. Vergi yasaları, belli kişi veya olaylara özel değil, aynı özellikleri taşıyan tüm kişi ve olaylara uygulanmalıdır. Anayasa ve yasalar, vergi yasalarının TBMM gibi yasama organları tarafından kabul edilmesini ve bu yasaların anayasaya uygun olmasını şart koşar. Bu, vergi yasalarının genel adalet anlayışına ve ekonomik koşullara uygun olup olmadığına bakılmaksızın yasallık niteliğini koruduğunu ifade eder. Ancak, vergi yasaları Anayasa’nın diğer hükümleriyle uyumlu olmalıdır ve uygunlukları Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenebilir (Saban, 2006).

Vergilendirme sürecinin temel esaslarının kanunda açık ve net bir şekilde belirtilmesi gerekmektedir. Verginin yasallığı ilkesi, vergi yönetiminde kararlılık sağlar ve mükelleflere güven verir. Bu ilke, Adam Smith’in klasik vergileme ilkelerinde de yer alır ve vergi yükümlülüğünün kesin ve öngörülebilir olmasını gerektirir. Vergi yasalarının açık ve anlaşılır olması, vergi idaresinin keyfilikten kaçınmasını ve mükelleflerin eşit muamele görmesini sağlar (Eroğlu, 2013)

2.2. Devlet Yönünden Vergilerin Kanuniliği İlkesi

Verginin zorunlu olarak alınması prensibi, vergilendirmenin yasal temellere dayanması gerektiğini belirtir ve hem bireyleri koruyan sınırları hem de devletin vergi toplama yetkisini tanımlar. Bu ilke, bireylere yasaların dışına çıkılmayacağının güvencesini sağlarken, devlete de yasal şartlar sağlandığında bu yetkinin kullanılmasının hem bir hakkı hem de bir görevi olduğunu belirtir. Kamu giderlerini finanse etme zorunluluğu, özellikle sosyal devlet ilkesi bağlamında, devlet için sadece bir yetki değil, aynı zamanda temel bir sorumluluktur (Dönmezer ve Erman, 2021).

Verginin alınmasının zorunlu olduğu ilkesi, devletin vergileri toplama görevini yerine getirmesini şart koşar ve idarenin bu görevden kaçınmasını engeller. Anayasa Mahkemesi, vergi adaleti ve diğer ilkelere uygun olarak vergi ödeyen ve ödemeyen arasında ayrım yapılmasının ve ödeme yapmayanların etkili bir şekilde takip edilmesinin devletin temel görevlerinden biri olduğunu vurgular. Devletin vergi tahsilatı görevi, vergi ödeme sürecindeki adaleti ve eşitliği sağlamak için kritik öneme sahiptir (Güneş, 2014).

Vergi alınmasının zorunluluğu, devletin kamu hizmetlerini etkili bir şekilde sürdürebilmesi ve vergi alacaklarını hızlı ve etkin bir şekilde tahsil edebilmesi için önemlidir. Bu ilke, eşitlik ilkesinin ihlal edilme riskini azaltır ve vergilerin yasalara uygun olarak değiştirilmesi ve kaldırılması süreçlerini düzenleyerek keyfi uygulamaların önüne geçer (Özçelik, 2008).

Verginin zorla tahsil edilmesi prensibi, devlete vergiyi yasal yollarla tahsil etme yetkisi verir. Hukuk kuralları çerçevesinde, ödenmemiş vergiler, bu ilke doğrultusunda bireylerden tahsil edilebilir. Zorla tahsilat, verginin milletin temsilcileri tarafından onaylanması gerektiğini ve bu onay olmadan verginin tahsil edilemeyeceğini belirtir. Milletin temsilcileri vergiye onay vermezse, bu vergi alınamaz ve zorlama unsuru kullanılamaz (Evren, 2011).

Toplumlar, vergilendirme yetkisinin yasal temellere dayandırılmasıyla vergilendirmeye rıza göstermişlerdir. Bu rıza, somut bir vergi yasası olmadan sağlanamaz ve verginin yerine getirilmesi gerekliliği ortaya çıkar. Eğer bir vergi yasası belirlenmezse, bu durum vergiden ziyade zorla tahsil edilen harçlarla ilgili bir durumu ifade eder ve vergilendirme ile harç toplama arasında önemli bir ayrım yapılması gerektiğini gösterir.

  1. Vergilemede Kanunilik İlkesinin Kapsamı

3.1. Mali Yükümlülük Türleri Açısından

1982 Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda vergi tanımı yapılmış olup, Anayasa’nın 73. maddesi sadece vergileri değil, aynı zamanda resim, harç gibi diğer mali yükümlülükleri de içermektedir. Vergi, kamu harcamalarını karşılamak amacıyla devletin ya da yetkilendirilmiş kamu kuruluşlarının, zorla ve karşılıksız olarak özel sektörden topladığı ekonomik değerlerdir. Harçlar, belirli kamu hizmetlerinin karşılığında alınan ödemelerken; resimler, belirli izinler karşılığında alınan ödemelerdir. Vergi, harç ve resimler arasındaki temel fark, verginin karşılıksız oluşudur (Eroğlu, 2013)

Kamu giderlerinin finansmanında kullanılan vergilerin yanı sıra harçlar, resimler ve diğer mali yükümlülükler de bulunmaktadır. Vergi, harç ve resimler, Türk hukukunda genellikle birlikte düzenlenirken, diğer mali yükümlülükler farklı yasal düzenlemelere tabi olabilirler. Bu mali yükümlülükler, belirli ihtiyaçlara yönelik olup, genel kamu giderlerinin finansmanında kullanılmazlar (Turhan, 1982).

Vergisel para cezaları, kamusal güce dayalı olarak alınan ve suç önleyici fonksiyona sahip olup, mali yük olarak kabul edilmezler. Bu cezalar, Anayasa’nın 38. maddesinde belirtilen cezanın yasallığı ilkesi kapsamında değerlendirilmelidir. Ancak zamanla vergi cezalarının etkinliğinin azalması, ceza hukuku ilkelerine uygun şekilde ele alınmalıdır.

Sonuç olarak, Türkiye’de vergi, harç ve resim gibi mali yükümlülükler, kamusal harcamaların finansmanında önemli bir role sahip olup, bu yükümlülüklerin alınması ve kullanılması yasalara dayandırılarak gerçekleştirilmektedir. Bu durum, devletin kamu giderlerini karşılamada hem yetkisini hem de sorumluluğunu belirlerken, bireylerin haklarının korunmasını da sağlamaktadır (Saban, 2021).

3.2. Yasaların Yürürlüğü Açısından

Tarihin her döneminde bireylerin devlete karşı mali konularda yürüttüğü mücadeleler, vergi yasalarının keyfiliğini ve aşırı uygulamalarını engellemeye yönelik olmuştur. Verginin yasallığı ilkesi, vergilerin yalnızca yasalar aracılığıyla konulabileceğini vurgulayarak, bu mücadelede önemli bir işlev görmüştür. Ancak bu ilkenin sadece vergi konulmasını değil, aynı zamanda vergilerin değiştirilmesi ve kaldırılmasını da kapsadığı sıklıkla göz ardı edilmektedir. Vergilerin yasayla konulmasının yanı sıra, mevcut vergi yasalarının değiştirilmesi ya da kaldırılması da yine yasalarla gerçekleştirilmelidir (Eroğlu, 2013)

Anayasa’da vergilendirme yetkisinin sınırları belirlenmiş olup, vergi, resim ve harç gibi mali yükümlülüklerin konulması, değiştirilmesi ve kaldırılması yasal düzenlemelerle yapılmalıdır. Bu, vergi yasalarının sadece konulmasında değil, aynı zamanda değiştirilmesinde ve kaldırılmasında da yasalara başvurulması gerektiğini gösterir. Ancak, bazen vergi yasalarına eklenebilecek istisnalar, muaflıklar ve indirimler gibi düzenlemeler karmaşaya neden olabilir. Örneğin, belirli bir sektör veya kuruluş için vergi muafiyetleri getirildiğinde ve bu düzenlemeler ilgili vergi yasasında yer almadığında, yasal düzenlemeler arasında uyumsuzluklar ortaya çıkabilir (Saban, 2021).

Vergi yasalarının yürürlüğe giriş zamanı da önemli bir faktördür ve bir yasa, yürürlüğe gireceği tarih yasada belirtilerek yürürlüğe girer. Vergi, resim ve harçların tahsil edilmesi her yıl bütçe yasasıyla onaylanmalıdır ve bütçe yasasında yer almayan mali yükümlülükler ilgili yıl için toplanamaz (Dönmezer ve Erman, 2021).

Uluslararası anlaşmalar vergilendirme konusunda da önem taşımakta olup, Türkiye’nin yabancı devletlerle yaptığı çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları da vergi yasaları niteliğindedir. Ancak, bu anlaşmaların Anayasa’ya aykırılığı konusunda Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.

Vergi yasalarında yapılabilecek değişiklikler yeni vergilerin konulmasını veya mevcut vergilerin yapılarında değişiklikler yapılmasını içerebilir. Bu değişiklikler, vergilendirmeye ilişkin yasal düzenlemelerde belirsizliklere ve karışıklıklara yol açabilir. Vergi yasalarındaki değişiklikler, vergilendirme sürecine doğrudan etki edebilecek önemli unsurlardır ve bu nedenle yasal çerçevede dikkatle ele alınmalıdır (Eroğlu, 2013)

Sonuç olarak, verginin yasallığı ilkesi, vergi yasalarının konulmasından, değiştirilmesine ve hatta kaldırılmasına kadar geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır. Bu ilke, vergilendirme sürecinde yasalara uygunluğu sağlayarak, vergi yükümlülüklerinin adil ve şeffaf bir şekilde yönetilmesine katkıda bulunur. Bu bağlamda, vergi yasalarının açık ve net bir şekilde düzenlenmesi, vergilendirme sürecinin etkinliği ve adaleti açısından büyük önem taşımaktadır.

  1. Türk Vergi Hukuku’nda Vergilemede Kanunilik İlkesi

Türk Vergi Hukuku’nda vergilerin kanuniliği ilkesi, anayasal temellere dayanır ve Türkiye’nin anayasa tarihinde bu ilkenin önemi açıkça görülmektedir. Tanzimat Fermanı ile başlayan hukuk devletine geçiş sürecinde, vergi toplama yöntemlerinin düzeltilmesi gibi önemli ilkeler, resmi metinlere dahil edilmiştir. 1856 Islahat Fermanı’nda ise, müslüman olmayanlarla Müslümanlar arasında vergi konusunda eşitlik sağlanması güvence altına alınmıştır (Özçelik, 2008).

1876 Kanun-i Esasi ile vergilendirme, iki temel madde ile düzenlenmiş olup, hiçbir verginin kanun dışında alınamayacağı hükme bağlanmıştır. Cumhuriyet dönemiyle birlikte, 1924 Anayasası vergilerin kanunla konulması ilkesini açıkça benimsemiş ve bu ilke, daha sonraki anayasal düzenlemelerle de korunmuştur. 1961 Anayasası ve 1982 Anayasası da vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulması gerektiğini vurgulamıştır (Özçelik, 2008).

Anayasa Mahkemesi kararlarında da vurgulandığı üzere, vergilendirmede kanunilik ilkesi, keyfiliğin önlenmesi ve vergi mükelleflerinin güvenliğinin sağlanması açısından temel bir ilkedir. 1982 Anayasası, yürütme organına belirli koşullar altında vergilendirme yetkisi vermiş olmasına rağmen, bu yetkinin kullanımı sıkı sınırlamalara tabidir (Dönmezer ve Erman, 2021).

Türkiye’nin vergilendirme alanındaki tarihçesi, kanunilik ilkesinin, vergi mükelleflerinin korunması ve vergilendirmede adil bir sistemin sağlanması için vazgeçilmez bir ilke olduğunu göstermektedir. Vergilendirme sürecindeki her türlü değişiklik ve düzenlemenin, toplumun genel kabul görmüş hukuki ve anayasal çerçevesine uygun olarak yasalarla yapılması gerekmektedir. Bu, hem vergi mükelleflerinin haklarının korunmasını sağlar hem de vergi sisteminin şeffaflık, adalet ve eşitlik ilkelerine uygun bir şekilde işlemesine katkıda bulunur (Saban, 2021).

Sonuç

“Vergilemede Kanunilik İlkesi” üzerine yapılan bu çalışma, ilkenin hukuk devletinin temel taşlarından biri olduğunu ve vergilendirme süreçlerindeki merkezi rolünü ortaya koymuştur. Anayasal gelişmeler ve yargı kararları ışığında incelendiğinde, bu ilkenin vergi mükelleflerinin haklarını koruyan ve devletin vergilendirme yetkisini adil bir çerçevede sınırlandıran kritik bir öneme sahip olduğu görülmüştür. Kanunilik ilkesi, vergilerin yalnızca yasama organının onayıyla konulabileceğini, değiştirilebileceğini ve kaldırılabileceğini vurgulayarak, vergilendirme sürecine şeffaflık ve öngörülebilirlik kazandırmaktadır.

Tarihsel perspektiften bakıldığında, Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet dönemine kadar olan süreçte, vergilemede kanunilik ilkesinin Türk hukuk sisteminde nasıl geliştiği ve güçlendiği gözlemlenmiştir. Modern Türkiye’de, 1982 Anayasası başta olmak üzere, vergileme sürecine yönelik anayasal düzenlemeler ve Anayasa Mahkemesi’nin kararları, ilkenin korunması ve uygulanmasında belirleyici olmuştur.

“Vergilemede Kanunilik İlkesi” nin sadece vergilendirme sürecinin adil ve etkin işlemesini sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda demokratik katılımı teşvik ederek mali yönetişimde halkın söz sahibi olmasına olanak tanıdığı anlaşılmaktadır. Bu ilkenin korunması ve güçlendirilmesi, hukuk devleti ilkesinin ve mali demokrasinin sürdürülebilirliği için hayati önem taşımaktadır. Bu çalışma, vergilemede kanunilik ilkesinin öneminin altını çizmekle kalmayıp, ilkenin gelecekteki uygulamaları için de bir yol haritası sunmayı amaçlamaktadır.

 

Kaynakça

Bekri, M.N. (2010). Suçta Ve Cezada Kanunilik İlkesi ve İlkenin Uluslararası İnsan Hakları Belgeleri İle Uluslararası Ceza Hukuku Uygulamalarındaki Durumu, Adalet Dergisi, 38, 58-88.

Çağan, N. (1980). Demokratik Sosyal Hukuk Devletinde Vergilendirme, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 37(1-4), ss.129-151.

Dönmezer, S. ve Erman, S. (2021). Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, İstanbul: DER yayınları.

Eroğlu, O. (2013). Vergi Ceza Hukuku Açısından Kanunîlik İlkesi. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İİBF Dergisi, Aralık 2013, 8(3), 157- 179.

Evren, Ç.C. (2011). Kabahatlerde Kanunilik İlkesi, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, 69(1-2), 967-1002.

Güneş, G. (2014). Verginin Yasallığı İlkesi, İstanbul: On İki Levha Yayıncılık.

Kırman, A. (2005). Mali Yükümlülükler Bakımından Verginin Kanuniliği İlkesinin Anlamı, İstanbul: Bankalar Birliği Yayınları.

Özçelik, T. (2008). Anayasa Mahkemesi Kararlarında Vergilendirme İlkeleri. Yüksek Lisans Tezi, Konya: Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Saban, N. (2021). Vergi Hukuku, İstanbul: Beta Yayıncılık.

Turhan S. (1982). Vergi Teorisi, İstanbul.