Selçuk Yücel Kişisel Web Sayfasına Hoşgeldiniz!

FELSEFE ÖDEVLERİ III AUGUSTE COMTE : Düzen ve İlerleme

 

 

 

AUGUSTE COMTE : Düzen ve İlerleme

Sosyolojinin ilk kurucusu, isim babası Auguste Comte nin temel mottosu “Düzen” ve “İlerlemedir.” Mottonun genel mantığına geçmeden önce düşüncenin, bilincin evriminin kısaca hatırlatılması önemlidir..

A.Comte sosyolojinin ilk kurucusu olarak pozitivist düşüncenin de ilklerinden sayılır. Sözlükleri açtığımızda Pozitivizm veya olguculuk ;doğru bilginin yalnızca bilimsel bilgi olduğu, doğru bilgiye ise yalnızca emprizm (deneycilik ) ile ulaşılabileceğini ve bu bilginin deneysel olmadığını savunan düşünce akımı olduğunu görüyoruz. Olguculuk tarihsel olarak kıta Avrupası nda 19. yüzyıl içindeki siyasal, ekonomik ve toplumsal ilişkiler çerçevesinde özelliklede modernleşme ile şekillenen bilimsel ilerlemenin ürünüdür.

Pozitivizm'de iki felsefi düşüncenin mevcut olduğu konusunda görüş birliği vardır. Bunlar, Pozitivizme ve Mantıksal Pozitivizm. Pozitivizm temelde bilim anlayışı çerçevesinde anlamlandırılmıştır. Pozitivizm bilim  teoloji ve metafizik içermeyen, sadece fiziksel veya maddi dünyanın gerçeklerine dayanmalıdır. Bu düşünceyi 1920 lerde Mantıksal Pozitivizm izleyecektir. Mantıksal pozitivizm düşünceyi yalnızca dil ve mantığa indirgeyecektir.

Bu düşünceler günümüzde çağdaş dünyada düşüncenin ve bilim anlayışının temelinde yer almaktadır. Çağı anlamak ve olup bitenlerin üzerinde düşünmekle birlikte pozitivizmin düşünsel ve bilimsel kavramları ile ilişki içerisindeyiz.

Auguste Comte un pozitivizmine göre doğru bilgi bilimsel bilgidir. Bilimsel bilgiye deney, gözlem, karşılaştırma ve doğrulama ile ulaşabiliriz. Deney konusu olan bilgiler sağlam bilgilerdir. Comte te yaşadığı çağ itibariyle çevresinde olup bitenler ve özellikle İngiliz ampirizminin etkisindedir. Descartes ile başlayan kartezyen felsefe ve devamında İskoç aydınlanması ile gelişen emprizim bu dönem aydınlanma düşüncesini ve bilimi etkisi altına almıştır.

Bu çağda da düşünce, ki düşünce yoktan var olmadığına göre bilincin evrimi , gelişimi içerisinde çok eski ve ilklere dayanır. Antik çağ felsefesinde oluş-bozuluşta bozulmayan nedir ? ne olabilir düşüncesi farklı felsefe ekollerince yanıtlana gelmiştir. İşte burada insanın doğa ile birlikteliğinde doğanın yasaları anlaşılmaya çalışılmış bu yasalara değişmezlik addedilmiştir. Ve insanın çabası da bu yasaları keşfetmek ve bilmektir. Bilimselliği ve evrimini de temelini de teşkil eden bu anlayış yeni çağla birlikte Kepler , Kopernik devrimleri ile modern yüzyılın bilimsel gelişimi ve ön adımlarını oluşturacaktır. Peki bu anlayış doğa bilgisi, bilimlerine uygulanabilirken , sosyal bilimlere , toplum bilimlerine , hatta ahlak bilimlerine uygulanabilir mi ?. Yani doğa da olup biten ile bireyin yaşamında, toplumda geçerli yasalar var mıdır? Varsa biz bunu nasıl bilebiliriz, yöntem ve ilkeleri nasıl belirleyebiliriz? Bu sorular için kısaca Antik yunan da başlayan düşüncenin evrimine kısa bakmamız gerekiyor.

 

Değişmeyenin yasası felsefenin başlangıcından bu yana temel bir sorundur. Aristoteles ilk defa bilimler sınıflandırmasını yaparken öncekilerinden aldığı Töz anlayışını geliştirerek kendi düşünce sistematiğinde bir bilimsel sınıflandırma yapmıştır. Bugün dahi bu sınıflandırma modern bilim anlayışının temelindedir. Bu sınıflandırma teorik bilimleri, metafizik, fizik ve matematik olarak düzenlerken, pratik bilimleri siyaset ve ahlak olarak sınıflandırır. Konumuzu ilgilendiren siyaset ve ahlak bilimlerini pratik felsefe olarak sınıflandırmasıdır. Burada bireyi ahlak , toplumsal yaşamı ise siyaset adı altında inceler. Ve bilimler teorik bilimlerden farklıdır, matematik ve fizik bilimleri yani doğanın bilgisi hakikati, gerçekliği farklıdır, Pratik bilimlerin hakikat ve gerçekliği farklıdır. Dolayısıyla farklı yöntem ve ilkeleri bulunmaktadır. Yani doğanın yasası farklıdır, matematiğin yasası farklıdır, ahlak ve toplum bilimleri olan siyasetin yasaları farklıdır. Bu yasa yukarıda kısaca bahsettiğimiz “değişmeyenin” bilgidir. Doğada değişmeyen bilgisi yani yasalar keşfedilmelidir ve keşif matematik ve fizik gibi doğa kanunlarını keşfetmekle ilgilidir. Düşünce ve bilincin evrimi zamanla Kopernik ten sonra farklılaşırken özellikle kartezyen felsefe ile doğa alanında ve biliminde çığır açan matematiksel anlayış ile birlikte kavranır. Fiziğin yasaları keşfedilecek bu ise aritmetik ve geometrik yöntemler kullanılacaktır. Topluma bireye ilişkin düşünce de bundan nasibini alacak, olup bitenler matematiğin gerçekliği ile anlaşılmaya ve yöntemlerinin belirlenimi sonucu doğuracaktır. Hatta Spinoza meşhur ahlak felsefesi kitabı Ethika da tamamen geometrik bir yöntemle, beden , duygulanımlar , zihin vb. açıklayacaktır. Bunun yanında İngiliz emprizmi ekolü gelişecek, pratik düşümce Bacon , Lock. Hume ile birlikte akıl yürütme biçimlerini dahi sorgulatılarak , tümevarım yöntemi bilim yöntemi haline gelecek sonrasında fizik, kimya , biyoloji gibi doğa bilimleri deney gözlem , karşılaştırma yöntem ve ilkeleri ortaya konulurken, sosyal bilimler ve toplum bilimleri de bundan nasibi alarak bu yöntem ilkelerin sosyal bilimlere de uygulanacağı düşünceleri hakim olacaktır. Yani isan,tarih ve toplumu anlamak istiyorsak ki bunların bir yasası olmalı, tıpkı doğa bilimlerinde ki yasaları matematik ve fizikle aynı yöntemlerini kullanarak onları bulabilir keşfedebiliriz. İşte pozitivizmin de temel düşüncesi budur.

İşte böyle bir süreç te A.Comte kendisinden önce toplum düşüncelerini inceleyen düşünürlerin etkisi ile “toplumsal fizik” adını verdiği Sosyolojinin temellerini atacaktır. Bu temellerde kendisinden önce de gelişen pozitivizm olarak adlandırdığımız düşünce yöntemini tüm belirlemeleri sistemleştirecektir. Geliştirdiği düşünce ile üç hal yasası teorisini ortaya koyacaktır. Hatta ilerisinde Pozitivist Din adını verdiği yeni bir din dahi kuracaktır.

Augeste Comte un bakış açısına göre, yukarıda da verdiğimiz düşünce ve bilimin kısa özetinde de açıkladığımız gibi değişmeyeni insan, toplum açısından belirlemeye çalışacaktır. Doğada değişmeyen var ise toplum ve tarihte de değişmeyenin yasasını arayacaktır. Bütün bunların cevabını matematik fizik gibi bilim yöntemleri ile toplumsal yasalarını ortaya koyarak yapmaya çalışır. Düşüncesinin çıkışını düzen ve ilerleme kavramları ile kavramsallaştıracaktır. Buna göre  toplumlar bir düzen içindedir ve ilerleme halindedir. yapılması gereken düzenin ve ilerlemenin evrensel yasalarını bulmak, sonra da bu yasaları kullanarak düzeni bozmadan ilerleme sürecini yönlendirmektir. İşte bu yasalar nediri araştırırken doğada ki yasaları araştıran matematik fizik bilimlerini yöntem ilkelerini toplum bilimine uygulayacaktır. Yani fiziğin , matematiğin kesin bilimsel yöntemini toplum incelemesinde kullanır. Öyle ya toplumun ve toplumsal tarihinin bir yasası vardır, bu yasaların keşfedilmesi gerekir ve keşfedilen yasalarla biz toplumu ve geleceğini bilebiliriz. İşte bunu araştıran bilim ise “toplumsal fizik” bilimi olmalıdır. Bu kavramsal tanımlama sonrasında bizzat A.Comte tarafından Sosyoloji olarak adlandırıldı. Ve tabii ki bu Sosyoloji bilimi , matematik ve fizikte olduğu gibi bilim insanları tarafından araştırılabilir bilinebilir. Bunun içinde Sosyoloji bilim olarak kurulur. Sosyolojide görüş bildirme hakkı yalnızca bilim insanlarına ait kılınmalıdır ki bilgi gereksiz spekülasyonlardan korunsun.

Sosyolojiye fizik ve matematiğin yöntemlerini uygulamaya çalışmıştır.A. Comte, fiziğin yöntemi ile olgular dünyasını doğru olarak bilmenin mümkün olduğuna inanır. Olguların bilgisi olayların özünü ve gerçek nedenini vermez ama olayları idare eden kanunları verir. Bu kanunlarla, gelecek hakkında öngörüde bulunulur.

Bu disiplinde toplumsal statik ve toplumsal dinamik kavramlarını kullanan Comte, toplumsal statiğe “düzen”, toplumsal dinamiğe ise “ilerleme” kavramları adını verir. Temel olarak düzen amaç olarak ilerleme. Bunları da üç hal yasası adını verdiği tarihsel tezi içerisine yerleştir. Toplumlar üç aşamadan geçer/geçmiştir. Bunlar Teolojik aşama, Metafizik Aşama ve Pozitif Aşama. ilerleme olabilmesi için düzen toplum içerisinde uyum ve dayanışma olması gerekir. Toplumlar düzen içerisinde devamlı ilerleme içerisindedirler. Geçmişte de böyle olmuş insanlık üç hal ,üç toplumsal evreden geçmiştir. Önemli olan A. Comte, düzen, birlik ve ilerleme beraberce gerçekleşmelidir .Buda ancak Pozitivist toplumlarda olur. Teolojik dönemde düzen vardı ama ilerleme yoktu. Metafizik dönemde Orta Çağların sonunda ilerleme var ama kaos da var olduğu için  bu sefer düzen yoktu. Toplum dediğimiz şey biyolojik organizma gibi bir canlılık içerisinde organize makine gibi işleyecek, böylelikle ilerleme de olacaktır.

Bundan böyle düzen ve ilerlemenin yasalarını keşfetmek bu yasaları bozmadan ilerleme sürecini yönlendirmektir. Bunu da sosyoloji bilimi yapacaktır. O yüzden sosyoloji de diğer bilimlerin üzerinde olmalıdır. sosyoloji de adeta insanların kendi kaderlerini kontrol etmelerini sağlayacak başlı başına bir disiplin bilim olacaktır.

Bu çağımızı anlamak için A.Comte ve ortaya koyduğu yeni kavramsallaştırmalar adeta başlangıç gibi olsa da, gerek işlenen konu gerek yeni kavramların da düşünce tarihinin başlangıcın dan bu yana işleyen düşünceni evrimi ve sonucu olduğu tespitini de yapmak zorundayız.

Auguste COMTE nin "Düzen" ve "İlerleme" mottosu ile ifade edilen pozitivizt düşüncesi yenilikleri ile çağında toplum ve toplumsal gelişmeleri derinden etkilediği gibi , çağının çok ötesine bugünlere kadar etkileri ile daha çok konuşulacak ve tartışılacaktırda.

Selçuk YÜCEL